HATIRALARIM


BELEDİYE  OTOBÜSÜNDE

2017 ya da 2018 yılıydı. Seferihisar’daki yazlığa gitmem gerekiyordu. Arabayla gitmek yerine belediye otobüsünü tercih etmiştim. Yazlığa vardıktan sonra abim arabayla gelip beni aldı. İşlerimi bitirdikten sonra tekrar Seferihisar’a bıraktı. Ben de otobüs durağından belediye otobüsüne bindim.

Otobüs hareket ettikten sonra, Seferihisar çıkışında bir okulun önündeki durakta durdu. O ana kadar oldukça boş olan otobüs bir anda çocuklarla doldu. Çocuklar ücretsiz taşınıyordu ve otobüs birden cıvıl cıvıl olmuştu. Ben otobüsün orta taraflarında oturuyordum. Birkaç sıra önümde, yan yana duran koltuklarda ellerinde çok sayıda poşet bulunan iki kadın dikkatimi çekmişti.

Çocuklar bindikten sonra bu iki kadın poşetlerinden meyve suyu, kola, Fanta, börek ve kurabiye gibi yiyecek ve içecekler çıkarmaya başladılar. Çocuklara sırayla ikram ediyorlardı. Çocuklar da bardaklara konulan içecekleri alıp börek ve kurabiyelerle birlikte keyifle tüketiyordu. Onlar için oldukça doğal bir durum gibiydi. Bu sırada otobüs şoförü de dikkatle aracını kullanmaya devam ediyordu.

O an bunun rutin bir uygulama olduğunu düşündüm. Otobüs köylere ve ara duraklara uğradıkça çocuk sayısı azalmaya başladı. Çocuklar bu düzene alışkındı. Kapı kenarına bırakılan çöp poşetine boş bardaklarını ve peçetelerini atarak sırayla iniyorlardı.

Hem şaşırmış hem de çok etkilenmiştim. Son çocuk da indikten sonra kadınlar otobüs şoförüne de ikramda bulundular. Kalan yiyecek ve içeceklerden bana da teklif ettiler.

Merakımı gidermek için bunun nasıl bir organizasyon olduğunu sordum. Kendilerine ait bir gönüllü organizasyon olduğunu, birçok kişinin destek verdiğini ve gıda masraflarını birlikte karşıladıklarını söylediler. Nöbetleşe şekilde çocuklara ikramda bulunduklarını, bunun çocukların gelişimi açısından önemli olduğuna inandıklarını ifade ettiler. Farklı meslek gruplarından olduklarını da eklediler. Birkaç durak sonra inip karşıdan gelen otobüsle evlerine döndüklerini belirttiler.

O gün insan sevgisinin ve çocuklara değer veren toplumsal dayanışmanın ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha gördüm. Güzel ve anlamlı bir gün yaşamıştım.



------------------------------------------------------------------------------------------------


MUĞLA'DAN FETİYE'YE BİR MİNÜBÜS YOLCULUĞU

2000’lerden önceydi; yani geçen yüzyılın sonları diyelim. Fethiye’ye gitmem gerekiyordu. İzmir’den Muğla’ya geldim. Muğla Otogarı’ndan Fethiye minibüslerine bindim; saati gelince yola çıktık.

Sakar’dan deniz seviyesine inerken minibüs, yol üzerindeki duraklardan yolcu alıyor, bazı yolcular da iniyordu. Hoparlörlerden şoförün zevkine göre seçilmiş, o bildik dolmuş müzikleri çalıyordu. Sakar’ı inip Marmaris kavşağından Fethiye yönüne ilerlerken genç bir adam araca bindi. Doğrudan şoförün yanına geçip oturdu; konuşup gülüştüler.

Bu arada dikkatimi çeken bir şey oldu: Minibüs biraz daha hızlanmıştı. Üstelik yol kenarında el kaldıran bazı yolcuları almıyorduk. İnenlerle birlikte araçtaki yolcu sayısı da azalmaya başlamıştı.

Bir süre sonra minibüs yavaşladı. Genç adam şoföre ileride bir yeri işaret etti. İyice yavaşladık. Yol kenarında el kaldıran genç bir kız vardı. Minibüs tam önünde durdu, muavin kapıyı açtı ve kız bindi. Ben aracın ortasında oturuyordum; kız arkamdaki dörtlü koltuğa geçti. Tekrar hareket ettik.

Önde oturan genç adam nazikçe kalkıp kızın yanına geçti, kendini tanıttı. Kız yer açtı, o da yanına oturdu. Aramızda başka kimse yoktu; minibüs neredeyse boş sayılırdı. Bu kez araç oldukça temkinli ve yavaş ilerliyordu.

Arkalarında başlayan sohbet dikkatimi çekti. Dışarıyı izler gibi yaparak kulak kabarttım. Konuşmalardan, gençlerin birbirlerini yeni tanıdıklarını anladım. Genç kadın kuaför olduğunu, çok çalıştığını ve bir gün kendi iş yerini açmak istediğini sakin bir sesle anlattı. Sıra genç adama gelince kendini “ressam” olarak tanıttı. Bu sözle birlikte ilgim iyice arttı. Güzel sanatlar eğitimi almış biri olarak içimden “Hadi hayırlısı,” dedim.

O anda aklıma kayınvalidemin anlattığı bir fıkra geldi. Kız istemeye giden bir aile, oğullarını “boyacı” diye tanıtır. Kızın annesi elleriyle sağa sola, sonra yukarı aşağı hareket yaparak “Nasıl yani?” der gibi bakar. Sağa sola hareket ayakkabı boyacısını, yukarı aşağı hareket ise badanacıyı ifade eder. Bu fıkrayı hatırlayınca arkadaki konuşmaya ilgim daha da arttı.

Genç adam, “araba ressamı” olduğunu söyledi; at arabaları ve faytonlar resmettiğini, bu işi babasından öğrendiğini, yaptığı resimlerin çok kaliteli olduğunu anlattı.

Biraz rahatlamıştım. Gençler meslekleri üzerinden birbirlerinin ilgisini çekmeye çalışarak sohbeti sürdürdüler. Minibüs ise el kaldıranları almadan, ağır ağır yoluna devam ediyordu. Anlaşılan küçük bir tanışma ve flört organizasyonunun içindeydim.

Bir süre sonra genç kadın ayağa kalktı. Minibüs uygun bir yerde durdu ve kız indi. Genç adam hemen şoförün yanına geçti. Konuşmalar başladı; ortamda belirgin bir sevinç havası vardı. Ardından minibüs adeta normal düzenine döndü: Son sürat ilerliyor, yol kenarındaki her yolcuyu alıyor, bazen tıklım tıklım dolarak Fethiye’ye doğru yol alıyorduk.

Bu yolculukta, insanların toplumdaki kimi kısıtlamalara rağmen birbirleriyle iletişim kurmanın ve tanışmanın bir yolunu mutlaka bulduklarını yaşayarak görmüş oldum.

  


----------------------------------------------



BURÇ YAZARI

Üniversite yıllarında İzmir'de oturduğumuzdan tatil zamanlarında Ankara'ya aile büyüklerimin yanına gidiyordum. Bindiğim şehirlerarası otobüste yanıma benden en az 20 yaş büyük bir bey oturuyordu. 8 saatlik yolculuğumuzun birkaç saat sonrasında konuşmaya başladık. Ben kendimi anlattım, oda kendisinin yazar olduğunu söyledi ilgimi çekmişti.

Neler yazdığını sorduğumda burçları yazdığını söyledi. Konu ilginçti ve birçok soruyu arka arkaya sormaya başladım. Kendisinin birkaç gazete ve dergiye burçlar hazırladığını söyledi. Burçların bir karakter yansıması ve insanların beklentisi olduğunu bunları çeşitli dönemlerde yerlerini değiştirerek ve yeni eklemeler yaparak burçların sıralamalarını da değiştirerek sırası ile yayınladığını ve aynı dönemlerde aynı burç anlatımları bir anda çeşitli gazete ve dergilerde yayınlandığında zamana uyan konu birliği olduğu için okuyucunun kendini benzer gelecek ve karakter çözümleri ile karşılaşınca hoşuna gittiğini söyledi. İşin temelini de bazı eski ve mitolojik burç anlatımlarından öğrendiğini eğlenceli bir iş olduğunu hatta kendisine konu ile ilgili mektuplar geldiğini söyledi.

Bu işi kendine iş ettiğini kendine yetecek para da kazandığını söyledi. Bu işin yanında hikâyeler yazdığını birçoğunu yayınladını hatta kitap olarak bastırdığını söyledi.

Kendisine burçlara inanıyormusun diye sorduğumda, inanmadığını bazen de içinde bulunduğu psikolojik durumuna göre ekler yaptığını da söyledi. Bu neşeli ve ilginç abi ile güzel bir yolculuk yapmıştım. Adını hatırlamıyorum. 


------------------------------------------------------

KAYBOLUP BULUNAN YÜZÜK TAŞI 


KAYBOLUP BULUNAN YÜZÜK TAŞI

1978–1979 yıllarıydı, üniversitedeydim.. İzmir Güzel Sanatlar Fakültesi’nde okuyordum. Okuldan çıkınca Alsancak Stadı’nın önünden geçerek TCDD atölyelerinin yanından ilerleyerek, ardından Alsancak Garı’nın içinden geçer; garın önündeki otobüs durağından troleybüslere binerek Konak’a veya Güzelyalı’ya giderdik.

Mavi troleybüsler Mithatpaşa Caddesi’nden Fahrettin Altay Meydanı’na kadar gider., Kırmızı troleybüsler ise Montrö Meydanı ile Fahrettin Altay Meydanı arasında, Hatay Caddesi üzerinden yolcularını taşırdı.

Günlerden bir gün okuldan çıktık, eve gitmek için durağa geldik ve o mavi troleybüse bindik (aşağıda resmi olan).

Otobüsün en arkasında, sol tarafta iki tane tek kişilik koltuk vardı. Arkadaki koltuğa ben oturdum, öndeki koltuğa Nejla oturdu. Yola çıktık. Cumhuriyet Meydanı’nda indik. Pasaport Çay Bahçesi’nde otururken fark ettim ki yüzüğümün akik taşı düşmüştü. Çok üzüldüm.

Yüzüğü anneannem, lisede okurken bana “beni hatırlarsın” diye hediye etmişti. Çok sevinmiştim; parmağımdan hiç çıkarmazdım.

Ertesi gün yine aynı yoldan otobüs durağına gittik. 2 numaralı mavi troleybüse bindik. Üzgün bir şekilde o koltuğun boş olduğunu gördüm ve gidip oturdum. Yere bakınca yüzüğümün akik taşının orada durduğunu gördüm! Nejla ile birlikte çok sevindik. Hemen taşı alıp güvenli bir şekilde sakladık.

Birkaç gün sonra bir kuyumcuya gidip hikâyemizi anlattık ve taşın sağlam bir şekilde yerine sabitlenmesini istedik. Kuyumcu da taşı çok sağlam bir şekilde yerine yerleştirdi.

Birçok insan beni yüzüğümle hatırlardı.

Yıllarca da öyle oldu. Ancak göz ameliyatı geçirdiğimde, ameliyat sırasında çıkarmam gerekti. Şimdilerde o yüzüğü takmıyorum.











Hiç yorum yok:

Yorum Gönder