Aklıma o kadar çok şey geliyor ki 💓😊
------------------------------------------------------------------------------------------------------------
AYVALIK’A DENİZDEN GİDİŞ
Bir gün
komşum Serdar ile konuşuyorduk. Serdar
Ayvalık’ın Cunda adası doğumlu. Denize ve balıkçılığa çok meraklı . İzmir de
yaşadığı için kendini denizden uzak hissettiğinden Cunda adasında aldığı
teknesini belki hafta sonları denize açılıp balık yakalarız diye Urlanın Özbek
kasabasının limanına teknesini bağladı. Lakin zaman içinde boş vakitlerinin
olmadığından tekne ile ilgilenemedi.
Konuşurken
teknesini Cunda adasına götürmek istediğini söyledi. Beraber götürebilirmiyiz
diye sordu. Ben de neden olmasın dedim. Serdar’ın beraber çalıştığı Tamer ile
beraber gitmeyi düşündüğünü söyledi. Taner bizim aile içinde “Sarışın
Yakışıklı” olarak kızım Begümün yakıştırdığı bir lakapla bilinir.
Ben de
çalıştığım kurumdan arkadaşım Bülent ile bir konuşmam da konuyu açınca
Bülent’te ben de gelebilirim dedi. Daha sonra hep beraber bir araya gelip
Cunda’ya gidiş tarihimizi saptadık. Tabi
ki hava şartlarını takip etmeliydik.
Beklenen gün
geldi hafta sonu olmalıydı. Sabahın köründe Serdarın bir arkadaşı Özbeğ’e götürdü. İlk fırsatta tekneye bildik, yanımızda ne olur olmaz diye
yedek akü vardı ve de iyi ki yanımıza almıştık. Minik bast bir kumanya o da
biraz beyaz peynir domates ve birkaç ekmekten oluşuyordu. Teknemizde 6 metrelik
yarım kamaralı 3 silindirli motoru olan bir tekne idi. Biraz uğraşı ile motor
çalıştırıldı, motorun sesi ile heyecanlandık, çıpanın ipini toplarken, ilk
sorun ortaya çıktı. Tekne uzun süredir çalışmadığı için başka teknelerinin çıpa
ipleri bizim teknenin üstüne binmişti. Ortada bayağı çapariz bir durum vardı.
Kahramanca Serdar suya girdi, çapamızın üstündeki ipleri bir ip yardımı ile
bizler yukarı kaldırarak altından kendi çıpa ipimizi ve çıpayı çıkardık. En
sonunda çapamız teknedeydi.
Yavaşça
limandan çıktık. Karşıdan gelen hafif dalgalara karışı yola çıktık keyfimiz yerine geldi.
Muhabbetle ve çevreyi inceleyerek bol bol sohbetle dalgaları yara yara ilerliyorduk
bir saat kadar yol alınca Uzun ada sancağımızdaydı. İlerleyince Mordoğan da
iskelemizde idi.
Muhabbetimizin
içinde yakıtımızın ne kadar olduğu sorduğumuz da Serdar 50 litre var dedi,
yeter mi sorusun gelen cevap tekneyi getiren balıkçı kaptan arkadaşlarının
sabah çıkıp bir bidonla geldiğini söyledi. Ben pek inanmadım. Bize bu yakıtın
yetmeceğni söyledim. Hadi hayırlısı diyerek yola devam ettik.
Yola
dalgalar biraz büyüdü ve tekne iyice dalgalara bata çıka pata pata devam ettik.
İskelemizde Karaburun sancağımızda Foça göründü keyifle konuşmalar devam
ederken dalgaların büyümesi ile serpinti ile deniz suyu üstümüze gelmeye
başladı. Karnımız biraz acıkmıştı yiyecek torbamızı açmak için açınca serpinti
ile gelen suyun içine girdiğin ekmeklerin biraz ıslandığını fark ettik. Hemen
kuru kalanlarla ekmek domates ve peynire yumulduk. Az sonra kuytuda kalan Yeni Foçayı da
sancağımızda uzaktan göründü. Yönümüzü Çandar’lının ucunda bulunan Deniz köye
doğru yönelirken Serdara “Yeni Foçadan mazot alalım” dedim. Aldığım cevap
kaptanlar 1 günde geldiler ve yakıtları yetti dedi
Çandarlı
körfezine girdik sancağımızda uzaktan Aliağa da göründü.
Körfezin tam
ortasına gelmişken motorda birkaç öksürüğün ardından ve motor durdu. Hemen depoya baktık boştu yanımızda yedek
mazotta yoktu. Bir anda esen rüzgârın bizi geriuye ittirdiğini fark ettik acilen çapaya
doru hareket ettik. Bu arada Serdar “yeterince ipimiz var” dedi. Ama ne kadar
derine de olduğumuzu bilmiyorduk (çok sonradan deniz haritalarına bakınca 80 mt olduğunu öğrendim). Oldukça ağır olan çapanın bağlama iplerini
kontrol edip saldık dibe doğru gidiyor ama bir türlü değmiyordu. İp bitimine
doğru başka bir ip daha bağlayıp iyice derinlere gönderdik derken çapanın
değdiğini tahmin edttik kalan ipi de kalama verip tekneyi sağlama aldık.
Körfezin tam
ortasındaydık bu arada iskele tarafımızda oldukça büyük tanker bize doğru
geliyordu biraz panik olduk ama gemi sancağına döndü Aliağa rafineriye girmek için, rahatladık ama gemi yolu üzerinde idik.
Serdar
telefonu ile arkadaşı Erhan’ı aradı, konuştular bize dönüp “yardım gelecek”
dedi. Bu arada Erhan Ayvalık Sahil Güvenlik Botunun komutanı. Serdar aradığında
denizden göçmen cesetleri topluyormuş. Tabi ki biz de beklemeye başladık. Bize
yardım Çandarlı tarafından gelecekmiş onu öğrendik ve gözlerimiz Çandarlı’ya
çevrili vaziyette beklemeye başladık. Bu
arada karnımız açıktı için nevale torbamıza el attık, gelirken dalgayı kafadan
yediğimiz için muhteşem teknemiz su almanın yanında dalgadan sıçrayan
serpintiler önümüzde ki camdan seperatın içine girmiş ve de bizim ekmeklerin büyük
bir kısmı ıslanmış. Domateslerimizi deniz tuzu ile tuzlu, peynirimiz zaten tuzlu az
kuru ekmek, domates, peynir ile açlığımız bastırdık. Bu arada dalgalarda fena
değildi beşikten fazla sallanıyorduk. Aldığımız kerteriz noktalı sabitti yani çapa tutmuştu.
Artık ne
kadar süre geçti bilmezken uzaktan kırmızı bir tekne göründü, Sevindik ve heyecanlandık. Gelen tekne bir
türlü gelmiyordu, yaklaştığında anladık ki dev gibi bir kırmıızı römork. İyice yaklaştı
bize bizim tekne bayağı küçük kaldı. Bağrıştık anlaştık, biz ip attık, ipin
yardımı ile bize doğru bayağı koca bir bidon mazotu denize attılar bizde bidonu
tekneye yaklaştırıp güçlükle uğraştık tekneye çıkardık. Bidondan depomuza mazot
nakli yaptık ama sallana sallana iyice içimiz kalmışken birde mazot kokusu bizi
biraz bozdu midelerimiz kalktı.
Bu arada bizim
Sarışın Yakışıklı bembeyaz olmuş köşeye sinmişti. E tabi dalga derken mazot
kokusu perişan etti adamcağızı.
Mazotu
koyduk ama motor çalışmadı. Akümüz yeni idi. Pislik için üfleme yöntemleri,
bujileri temizleme operasyonları fayda etmedi. Römork etrafımızda dönüyordu. Çalışmayınca
motor römork yanaştı bir genç denizci bizim tekneye atladı oda teknik olarak
motora el attı, bizim motor 3 pistonu idi. Genç denizci bizim eski patronda da
bundan vardı dedi ir kaç yerini söktü taktı derken motor çalıştı. İçlerimizden sevindik
ama dışa vuracak halimiz kalmamıştı.
Genç denizci
römorka atladı bizde bağırarak el allayarak römorka teşekkür ettik.
Römork
etrafımızda dolaşıyor bizim motor çalışıyor. Geriye çapayı çekmek kalıyordu. Başladık
çapayı çekmeye dalga kafadan geldiğinde hafif yol veriyoruz biraz ip çekiyoruz bir
türlü rahatlamıyordu ip, önce 2 kişi sonradan sağlam kalan 3 kişi birkaç kulaç
çekip yer değiştirdik. Tabi Sarışın Yakışıklımız perişandı.uzun bir uğraştan
sonra kocaman dev gibi çapa yosunlarla geldi biz de zaten sallantıdan perişanken
motora yol verip Çandarlı burnuna doğru yola çıktık tam o sırada Sahil Güvenlik
Motoru geldi. Erhan astsubayımız bizi merak etmiş. Kendisine teşekkür etik,
güvende olduğumuzu gördü içi rahatladı ve son sürat yanımızdan ayrıldı.
Biz yolumuza
devam ettik ileride 2 ada vardı arasından dalgasız olarak ilerledik. Az
ilerimizde Deniz köy vardı. Hemen köyün ortasın da ki plaja baştan kara yanaştık
ve tekneden atlayıp hala sallanan kafalarımızdan sonra yere uzandık. Bu arada
etraftaki mangal kokuları hepimizi perişan etti. Balık, köfte, et kokuları
arasında orada kalmaya karar verdik. Teknede kalmazdık tekne sırılsıklamdı. Kumda
yatarız dedik. Karşıda bir restoran vardı. Serdar tekneyi plajın açığın aldı
yüzerek geri geldi. Restorana gittik önce yıkandık bir güzel. Sonra masaya
oturup Kocaman balıkları söyledik bir de büyük rakı açtık güzel bir salatanın
eşliğinde çektiğimiz rezilliğe gülerek sakinledik.
Gece oldu
plajın kumları ıslak bir de ortada bir sürü köpek peyda oldu, yan yana sokulup
yatarız derken Bülent garsona yatacak yer var mı diye sordu. Garson içeri gidip
geldi üst katta varmış deyince çok sevindik. 10 Tl idi oda başına.
Çok yorgun
olduğumuzdan odalarımıza çıktık 2 şer kişilik 2 oda vardı. Kapılarında anahtar
vardı ama itince açılıyordu. İçeride 2 dünya savaşından kalma demir somyalar
vardı. 1 tane büyük olmayan havlu, sabun tuvalet. Bu oldukça basitti her yer çok
temiz kokuyordu. Çarşafların uçları yırtıktı ama mis gibi deterjan kokuyorlardı.
Ben Bülent ile kaldım. Üstümüzü çıkarıp
cüzdanlarımız başımızın altına koyup incelmiş pikeleri üstümüze çekip dışarıdan
gelen gürültüler ne kadar çok derken uykuya daldık.
Sabah uyanınca
el yüz yıkama derken ben bakkaldan diş fırçası ve permatik aldım tıraş oldum espri
olsun diye. Aşağıda kahvaltı var mı derken muhteşem bir kahvaltı çaylar, üstüne
kahve içip yanımıza bakkaldan bisküvi aldık yolluk için. Serdar denize girdi
tekneyi karaya getirdi binip yola çıktık.
Yolu kıyı
kıyı gayet sakin bir havada 1 saatten fazla zamanda Dikiliye vardık.
Deniz köyde mazot yoktu. Dikiliden mazot almak için sorduk istasyon uzakta idi. Benzin istasyonuna Serdar bir gençle anlaşarak gencin motoru ile gidip mazot aldı, depomuzda da mazot vardı artık
yedeğimiz de oldu. Bu arada dondurma yedik iyi geldi aldığımız enerji ile tazelendik, karnımız
tok sakin havada Ayvalık’a doğru yola çıktık muhabbet, sohbet derken 2-3 saat
sonra Cunda ya yaklaşırken Kel adaya uğrayıp adada tek başına yaşayan Serdarın
babasının arkadaşından süper lezzetli kavun aldık.
Ver elini Cunda
artık karşımızda idi kanaldan geçip Cunda balıkçı barınağına yaklaştık oldukça kalabalık bir gurup insan bizi bekliyordu. Hoş geldiniz diyerek ve
gülerek bizi karşıladılar. Gülüşlerdeki hınzırlık bizimle eyleneceklerini belli
ediyordu. Aralarında Erhan Astsubayımız da vardı. Her şeyi anlatılmıştı.
Barınaktaki kahvede çayları içerken gülşmelerle uzun anlatılardan sonra öğrendim ki tekneyi Özbeke’e ful depo ve 2 koca bidon ile poyrazda tam 1 günde gitmişler. Biz yedek mazotumuz yokken gene poyrazda yani rüzgâra karışı yola çıkmışız. Başımıza geleceği belli imiş. Serdar'ın yanış anlaması bize zor anlar yaşattı.
Çaylardan sonra
Serdar'ın evine gittik eşi Aliye çok güzel Girit mutfağı örnekleri ile karnımız
doyurdu, ellerine sağlık.
Kahveleri içip
biraz dolaşıp Cunda da, Ayvalık’a geçip İzmire Otobüsü ile eve doğru yola koyulduk.
Bu
serüvendeki arkadaşlarımı seviyor ve her zaman sevgi ile anıyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder